mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2017 Salı

Nikola Tesla; ''Mucize değil, Mücadele''


NIKOLA TESLA ''MUCİZE DEĞİL, MÜCADELE''

İK'ya Tesla'nın penceresinden bakmak..

   İlk olarak, sıkılmadan defalarca izlediğim The Prestige(2006) isimli film ile zihnimde yer edinen, ardından bütün merakımla peşine düşüp hakkında onlarca kitap okuduğum; muazzam bir zeka, öngörü ve hayal gücü... Sırp kökenli Amerikalı mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanı Nikola Tesla. Yani zamanın ötesindeki adam!

   Alternatif akım, telsiz, uzaktan kumanda, radar, radyo frekans alternatörü, kozmik ses dalgaları gibi hayal etmesi bile güç olan onlarca mucizenin yaratıcısı Tesla, benim de hayranlık duyduğum karakterlerin başında geliyor hali ile. Ancak bu hayranlığın kaynağını açıklamam gerek zira elektrikle, fizikle ya da kozmik alanla yakından ilgili falan değilim. Ben, başarı hikayelerine kafayı takmış bir İK'cı olarak; Tesla'nın mücadeleci kişiliğine ve çalışma disiplinine hayranım.

   Yakın zamanda, Tesla'nın kendi kaleminden hayatını anlattığı bir otobiyografi geçti elime. Kitabın kapağında yer alan ''Gerçek ödüller, hiçbir zaman yapılan iş ve gösterilen fedakarlıklarla doğru orantılı değildir'' cümlesini görür görmez TAMAM dedim bu kitap okunmalı, bu kitaptan çalışma hayatına ilişkin bir şeyler yakalar, yorumlarım ben...Yakaladım da!
  
  Tesla'nın kaleminden dökülen bu cümle; bugüne kadar okumuş olduğum otobiyografilerden bir kenara not ettiğim binlerce şahane cümlenin arasında ''altı en iyi doldurulmuş'' cümleydi. Ne demek mi istiyorum? Hikayeyi öğrenince sanırım sizler de beni çok iyi anlayacaksınız.


   New York'da Pearl Caddesi'ndeki ilk laboratuvarında akkor lambası için pazar aramakla meşgul olan Thomas Edison'a rastladığı zaman Nikola Tesla, gençlik heyecanıyla, kendisinin bulduğu alternatif akım sisteminin açıklamasını yapar. Kendisini ispatlamaya çalışan bu heycanlı ve zeki genç karşısında Edison, "Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun" diyerek konuyu kestirip atar. Tesla  pes etmez, Edison’a çalışmalarından ve alternatif akım planından bahseder. Edison alternatif akımla fazla ilgilenmez ve Tesla'ya bir görev verir; Edison’un Manhattan’da kurduğu doğru akım (Direct Current: DC) santralindeki bozuk olan bir DC jeneratörünün tamiri...
   Tesla, Edison tarafından kendisine verilen görevi her ne kadar sevmemiş olsa da Edison'un kendisine 50.000 dolar vereceğini öğrenince görevi birkaç ay içinde tamamlar. Doğru akım santralindeki sorunları beklenenden çok daha çabuk çözer. Edison’un kendisine söz verdiği ücreti talep ettiğinde, Edison son derece laubali bir soğukkanlılık ile “tam bir Amerikalı gibi düşünmeye başladığında Amerikan şakalarından da anlayabileceğini” söyler ve bir ücret ödemez. Tesla derhal istifa eder. Kısa süren birlikte çalışma dönemini, uzun süreli bir rekabet izleyecektir. Hatta 1912'de Nikola Tesla ve Thomas Edison'un 40.000 dolarlık Nobel Ödülü'nü paylaşmaya seçildikleri açıklandıktan sonra Nikola Tesla, bu ödülü reddettiğini açıklar.

   Hikayenin bu kadarcık kesiti bile kapakta yer alan cümlenin nasıl tecrübe edildiğini, altının ne ile dolu olduğunu ispatlamaya yetiyor da artıyor tabi. Siz yine de öncesini ve sonrasını daha da detaylı öğrenmek isterseniz;  http://www.acikbilim.com/2013/03/dosyalar/acdc-savaslari-nikola-tesla-thomas-edisona-karsi.html linki üzerinden tüm hikayeyi okuyabilirsiniz.

   Tesla'nın  şanssızlıkları ve hayat mücadelesi bununla da bitmiyor;

  • Radyoyu Marconi icat etti sanılır, X ışınlarını Röntgen'in keşfettiği, vakum tüp amplifikatörünü de Forest'in. Tüm bunları ve daha fazlasını aslında Nikola Tesla'nın icat ettiğini bilen sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez,
  • Endüstrinin floresan lambayı "icat etmesi"nden 40 yıl kadar önce kendi laboratuvarında floresan lamba kullanıyor olsa dahi kimse o dönemde kendisini ciddiye almaz,
  • Amerikalılar savaş zamanında Alman denizaltılarını bulabilmek için Edison’dan yardım ister ve Tesla’nın önerisi olan "enerji dalgalarını kullanalım" fikrine Edison'un şiddetle karşı çıkması sebebiyle bugün "radar" dediğimiz aygıt olması gerekenden 25 yıl gecikmeli hayatımıza girer,
  • Dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını değiştirebilecek birçok deney ve buluşa imza atmasına rağmen ders kitaplarında adı nadiren geçer ya da hiç geçmez!
   Yani Tesla neredeyse hiç bir zaman, başardıklarının karşılığı olarak adil bir şekilde ödüllendirilmez ve kimseden takdir görmez - en azından hayatta iken- üstelik ciddiye alınmayarak neredeyse cezalandırılır..

   Peki tüm bunlara rağmen Tesla bir an bile olsa vazgeçmeyi aklından geçirdi mi? ASLA.

Bizler, yani bu günün gençleri, ne kadar da çabuk pes ediyoruz!
İşsizlik diyoruz vazgeçiyoruz,
ekonomi diyoruz vazgeçiyoruz,
ruh hali diyoruz vazgeçiyoruz,
kader kısmet diyoruz vazgeçiyoruz ya da vazgeçtiğimizde söyleyecek, sığınacak bir şeyler muhakkak buluyoruz.
Ayağımıza takılan en küçük taşta ya da bize yapılan en küçük haksızlıkta elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz;

''VAZGEÇİYORUZ''...

OLABİLİR

  • İnsanlar, bir işi yapamayacağınızı düşünmüş olabilir,
  • Küçümsenmiş ve küçük düşürülmüş olabilirsiniz,
  • Vazgeç, olmaz, İMKANSIZ diyenler çok olmuştur belki
  • Siz çok çalışmış, çok emek vermişsinizdir de bir başkası toplamıştır tüm övgüleri,
  • Hiç ödüllendirilmemiş, takdir edilmemiş hatta emeğinizin karşılığını dahi alamamışsınızdır,
  • Belki de birileri sizin emeklerinize tırmanarak bir yerlere ulaşmış, siz ise bir köşede insanların bir gün gerçekten adil olup olamayacağını sorguluyorsunuzdur...
   Olabilir!

   Bırakın insanların ne düşündüğünü! Siz kendinizi ödüllendirin, kendinizi takdir edin, kendinizi övün, kendinize inanın!
Bırakın birileri sizin açtığınız o yollarda rahat rahat yürüsün. Bir gün karşınıza yeniden bir engel çıktığında; onlar pes etmek zorunda kalabilir ya siz? Siz o yolu nasıl açacağınızı zaten biliyor olacaksınız... Daha önce defalarca yaptığınız gibi!

   Benim söyleyeceklerim derya deniz elbet ancak; bu yazımı, başladığım gibi bitireceğim. Yani edindiğim her yeni bilgide, okuduğum her yeni cümlede daha fazla hayran olduğum TESLA ile...

''Bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok uğraştığım gelecek, benimdir.'' NİKOLA TESLA



             









11 Eylül 2016 Pazar


                            KARİYER KAPMACA



   Yüksek lisans eğitimim sırasında CRM - veri tabanlı pazarlama - dersimize giren son derece değerli bir üstadımızın önerisi üzerine, uzun bir süredir izlediğim bir dizi var. ''House of Cards''. Politik drama türündeki bu Amerikan dizisi, Michael Dobbs'un kitaplarından televizyon dizisine uyarlanmış. Günümüzde Washington, DC'de geçen House of Cards, Güney Karolina'dan seçilmiş Demokratik Partili bir kongre üyesi olan Frank Underwood'un kendisine vaat edilen ABD Dışişleri Bakanlığı pozisyonuna başkasının atanmasından sonra uygulamaya koyduğu stratejik planı konu alıyor. Diziyi takip edenler bilir, karakterimiz öylesine temiz bir strateji uyguluyor ki, kendi çalışma hayatımızla kıyaslamadan duramıyorum. Temiz strateji derken neyi kastediyorum? Öncelikle karakterimiz Mr. Underwood; yenilgiyi kabul edip kabuğuna çekilmiyor, olay hakkında ise en ufak bir dedikoduya dahi mahal bırakmıyor. Kendisinin hak ettiğini düşündüğü göreve getirilmiş olan zat-ı muhtereme hiç bir kaba davranışta bulunmuyor bilakis hem istediği göreve getirilmiş olan karaktere hem de kendisini o göreve layık bulmamış olan Amerikan Başkanına eskisinden çok daha yakın durmayı tercih ediyor. Ne demişler; dostunu yakın tut, düşmanını daha da yakın.. ben ise bu duruma, '' en iyi savaş, mesafesiz olandır'' diyeceğim. Peki karakterimiz neler mi yapıyor? Eee o kadar detay verirsem bir anlamı kalmaz değil mi? İzlemenizi şiddet ile tavsiye edeceğim, muhteşem bir kurgu.


   Ağzımıza bir parmak bal çalıp sustun demeyin, amacım bir dizi tanıtımı yapmak değil elbet. Gelelim asıl meseleye, yani ülkemiz çalışma koşulları ve hayatı içerisinde ''kariyer savaşlarına''. İlkokul yıllarımda, arkadaşlarım ile birlikte keyifle oynadığımız bir oyun vardı; köşe kapmaca. Özellikle çocukluk dönemi 90'lı yıllara dek gelen okuyucularımın yüzünde küçük bir gülümseme belirdiğine eminim... Bir grup çocuk, okul koridorunda bulunan köşelere konumlanır, yerlerini rakiplerinden korumaya çalışırlardı. Her kim, köşesini bırakır ya da bir anlık dalgınlıkla köşesinden uzaklaşırsa o vakit; ebe olan çocuk, köşeyi kapıverirdi. Bazen de kendi köşesini güvenceye almış çocuklar, dalgınlıkla köşesinden uzaklaşan çocukların yerlerini ebeye fısıldarlardı. İşte ülkemiz çalışma hayatı içerisinde statü sahibi olmak ve statüyü korumak da tıpkı böyle bir oyun hatta bir nevi ''kariyer kapmaca''.
  
    Çalıştığı şirket için emek harcayan ve karşılığında hakkı olana ulaşmayı planlayan başarılı çalışanların önüne engeller koyanlar mı dersiniz? Yoksa kendini sağlama almış olup, köşe kovalayan ebelere fısır fısır yol gösterenler mi? Nietzsche’nin çok sevdiğim bir cümlesi var. “Kendi omzuna tırmanarak yüksel!! '' Basit ama iddialı bir cümledir, çünkü ancak; kendi çabalarına tutunduğun zaman, tırmandığın yerde kalabilirsin...  Evet, belki başkalarının köşelerini kaparak, başkalarının başarılarına tırmanarak ya da buna niyet ederek; tamamen şans eseri statü sahibi olabilirsiniz fakat bilgi sahibi olamazsınız. Bilgi olmaksızın kazandığınız statü ise üzerinize bir kaç beden büyük gelen emanet bir giysiden farksız olacaktır. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde bana; ''işte bu'' dedirten bir makale okumuştum. Makalede İnci Holding'in oluşturduğu  ''aile yönetim konseyinden'' bahsediyordu. Konsey kararlarına göre ''aile üyelerinin üstleri, aile üyesi olmayan yöneticilerden seçiliyor. Ayrıca, işe yeni girecek olan aile bireylerinde;  2 yılı aynı yerde olmak üzere, en az 3 yıl başka bir şirkette çalışmış olma ve en az 1 terfi koşulu da aranıyor.'' Oldukça başarılı bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Tecrübeye, bilgiye ve kişisel çabaya değer vermek böyle bir şey...

   Başarı, bilgi ve de statü; karşılığında bir bedel ödemeksizin, ter dökmeksizin, yorulmaksızın hatta yıpranmaksızın ulaşılabilecek bir köşe değildir. Köşenizi kaybetmekten korkmayın! Çünkü o köşe, gerçek anlamda size ait ise bir başkası orada uzun süre kalamayacaktır. Önümüzde, House of Cards'ın stratejik karakteri Mr. Underwood'dan ilham alabileceğimiz uzunca bir bayram tatili var. Bayramların o kendine has tatlı telaşları arasında vakit bulup diziyi izleyebilecek okurlarıma, şimdiden iyi seyirler dilerim.

   Mutlu Bayramlar...