KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜLTÜR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2017 Perşembe

e-HAYAT


                         e- HAYAT

   Günümüz dünyasında; İNTERNET her şeydir!

   Evde, işte, eğlencede ve aklımıza gelen her yerde internete bağlı ve de BAĞIMLI yaşıyoruz. Hal böyle olunca da her gün hayatımıza; e-posta, e-ticaret, e-bankacılık hatta e-devlet gibi onlarca kavram giriyor. Bir nevi çılgınlık. İtiraf etmeliyim ki özellikle sosyal ilişkiler konusunda insanlığı oldukça sıkıntıya sokan bu ''E'lerin'' mükemmel yanları da yok değil. Bu Post'umda, son yıllarda hayatımıza hızlı bir giriş yapmış olan mesleki bir e'ye değinmek istiyorum. e-İKY yani ELEKTRONİK İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ.

   Kavramı ilk duyduğumda oldukça yadırgadım. Biz İK'cıların-en azından mesleğine aşkla bağlı olanların- yıllardır zihinlere yerleştirmeye çalıştığı ''İnsan makine değildir'' mottosu bir tarafta dururken; elektronik ve insan kavramlarının aynı tanımlama içerisinde yer alması, benim için nasıl bir çelişkiydi tahmin edebilirsiniz. Bu nedenle oldukça merak uyandırdı bende. Tabi derinlemesine araştırıp, konunun iyice içine girince; korkularımın gereksiz olduğunu anlamam da fazla uzun sürmedi. Aslında e-İKY, insan kaynakları yönetimi içerisindeki İNSAN kaynağını daha da güçlü kılıyordu. Zaman, mekan ve pek çok maliyetten tasarruf etmek de cabası. Nasıl mı?

   -Teknolojinin nimetleri sayesinde; sürekli öğrenen, değişen ve değişime çabuk adapte olan ve dipten uca her kademenin dahil edilebildiği bir işletme kültürü oluşturulması mümkün. Nitekim; işletme çalışanları önlerindeki bilgisayarlarda çalışırken, yalnızca 5 dakika ara vererek kendileri için hazırlanmış çeşitli içerikteki bilgilendirme sayfalarında gezinebiliyor,10 dakika içinde yine sanal ortamda harika bir e-eğitim alabiliyorlar. Hatta, siz bir Word dosyası, PowerPoint sunumu ya da Excel tablosu hazırlarken ekranın sağ ve sol kenarlarında çeşitli  mesleki bilgiler, bilgilendirme kartları, giftler ve duyurular yer alabiliyor. Adeta haber bültenlerinde yer alan alt yazılar gibi. Harika değil mi? Üstelik tüm bunlar gerçekleşirken; çalışanlarınızı işten alıkoymuyor, hem zamandan hem de alternatif maliyetlerden kurtulmuş oluyorsunuz.

   -İnsan kaynakları departmanı çalışanları için adeta doping etkisi yaratan bir uygulama e-İKY. İnternetin ve teknolojinin yardımı ile rutin işlem kalabalığından kurtulan insan kaynakları çalışanları işletme için daha verimli çalışma fırsatı yakalayabiliyor. e-Arşiv'ler sayesinde dosya yığınlarının ortadan kalkması ve dökümantasyon sisteminin sanal ortama taşınması şüphesiz ki hem işletme hem de ülke ekonomisi için bulunmaz nimet. Kim bilir kaç ormanı kurtarıyoruz da haberimiz yok!

   -İçinden çıkamadığınız bir durum var ve siz sıkı bir beyin fırtınasına mı ihtiyaç duyuyorsunuz? Ya da belki işletme içerisinde hızlı bir karar alınması gerekiyor... Anında tüm çalışanların katılabileceği sanal bir anket yaratın, çalışanlarınızın görüş ve önerilerini alın, toplantı havasından da yönetici baskısından da uzak bir şekilde ortaya çıkan yaratıcı fikirleri kullanın kullanabildiğiniz kadar..

   -Elektronik ortamda oluşturduğunuz personel aday havuzu sayesinde, doğru kişiyi bulmadan önce yüzlerce adayla görüşmek yerine, kriterlerinize en uygun olanları sistemsel olarak tespit ederek zamandan tasarruf edin. Oh ne ala..

   - Online takvimler ve ilan panoları oluşturarak, çalışanlarınızın birbirinden ve işletme etkinliklerinden haberdar olmalarını sağlayın. Böylece  hem kurum içi iletişimi de kuvvetlendirmiş olacaksınız hem de ''ben duymamıştım'' cümlesini ortadan kaldırarak, şirket etkinlik ve organizasyonlarına maksimum katılım sağlayabileceksiniz.

   -Çalışanlarınıza; online bir platformda, sorularını konu ile ilgili uzmanlara yöneltebilecekleri bir sistem kurun. Misal;  ''sık sorulan sorular'' köşeleri, uzaktan yardım, soru-cevap forumları.. Böylece çalışanlarınız her problemde, çözümü sizde aramayacak ve kendi kariyer gelişimlerini takip edebilecek. e-Mentoring adı verilen bu sistem sayesinde hem sizin hem de çalışanlarınızın kafası rahat olacak emin olun!

   Özetle şunu şunları söylemek istiyorum; teknolojinin getirdiklerinden köşe bucak kaçıp, kendinize ve çalışanlarınıza yazık etmeyin. Sektörde fark yaratmak, rekabet gücünü arttırmak ve geleceğin rekabet koşullarını belirleyen güçlü şirketler arasında yer almak istiyorsanız, geleneksel kafaları şöyle bir güzel resetleyip, e-İKY kavramına merhaba demekle işe başlayabilirsiniz. Son olarak küçücük bir uyarı ile gönül verdiğim mottomdan vazgeçmediğimi de hatırlatmak isterim;

     Sistemler elektronik olsa da İNSANLAR değildir!

   Siz, siz olun; teknolojinin nimetlerini kullanarak,sahip olduğunuz en DEĞERLİ kaynaktan, emekten yani İNSAN dan daha verimli bir şekilde yararlanma fırsatını kaçırmayın...  




-




24 Ocak 2017 Salı

Reform Şart Bize !

                                                   ''Reform Şart  Bize''



   Uzun süredir hararet ile dile getirdiğim bir söylem bu. Önce bir aydınlanma dönemi bir tabiri caiz ise bir Rönesans ardından da Reform hareketi lazım bize.. Bu serzenişimin kişisel sebeplerini açıklamadan önce, söz konusu iki olgunun tarih sahnesindeki rolüne değinmek isterim. Kelime anlamı olarak ''Yeniden Doğuş'' anlamına gelen Rönesans; 15. ve 16. yüzyıllarda, önce İtalya'da başlayan, daha sonra da Avrupa'da yayılan edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanındaki gelişmeler, yenilikler ve anlayışlardır. Kaldı ki benim nazarımda; imrenerek, ''medeniyetin, hukukun, insana saygının kitabı olsaydı, kesin Avrupalılar yazardı'' dediğim Avrupa'nın, bugün ki Avrupa olmasına sebeptir! Neden mi? Çünkü;

  * Skolâstik düşüncenin yıkılmasına ve düşüncede serbest bir ortam doğmasına,

 * Deney ve gözleme dayanan pozitif düşüncenin ortaya çıkmasına,

 * Kilisenin zayıflamasına ve akabinde Reform hareketlerinin başlamasına,

 * Bu döneme kadar bilim, sanat ve medeniyet alanlarında İslam Ülkeleri öncülük yaparken, Rönesans hareketleriyle Avrupa Ülkelerinin, İslam Ülkelerinin önüne geçmesine,

 * Avrupa'da insan faktörünün öne çıkmasına ve insanların kendi haklarına sahip çıkmaya başlamasına neden olmuştur. Yani Avrupa; kilise tarafından baskılanmış görüş kalıplarının dışarısına çıkmış, modern felsefi düşüncenin hakim olduğu bir dünyanın kapılarını aralamış; bilime, sanata, özgür düşünceye hakettiği değeri vermeye başlamıştır. Üstelik hiçbir zaman inançlarından vazgeçmemiş, ödün vermemiş yalnızca din ve inanç kavramının; bilimin ışık tuttuğu, geliştirici ve evrensel boyutunu yaşamayı tercih etmiştir. Takiben 16. yüzyılda başlayan Reform hareketleri ile birlikte de, din alanında bir dizi yenilik yapılmıştır.

   İşin tarihsel boyutunu bir tarafa bırakarak, Avrupa'nın; ''işin Özünü'' anlamış olduğunu söylemeliyim;

- Körü körüne inanmadan önce; araştır, oku, düşün, sorgula!
- Din, gelişime engel değil, bilakis insanlığa yol göstericidir ..
- Topyekün kalkınma ve refah için ''Bilim, Sanat ve Özgür düşünce'' esastır!

  Şimdi şöyle bir dönüp; İslamiyet gibi evrensel, ilime, hoşgörüye ve uzlaştırıcı yaşam felsefesi üzerine temellendirilmiş bir dinin çatısı altında bir araya gelen Müslüman devletlere bakıyorum ve yineliyorum; yüzyıllar önce yaşamamız gereken RÖNESANS'I derhal yaşamalıyız! Ardından da, önce dinde sonra Eğitimde reform şart bize!

  ''Din, dogmatiktir'' görüşünün ardına sığınmaktan vazgeçmeliyiz.

   Evet din dogmatiktir.

   Evet ezelden beri var olan kuralların değiştirilmesi mümkün değildir ancak içerisinde bulunulan zaman diliminin şartlarını göz önüne alarak; özde değişiklik yapmaksızın, revize edilmesi mümkündür! Doğrusunu isterseniz dinde değiştirilmesi gereken de öz değil, bizim özden anladıklarımızdır. Çoğunlukla yanlış anladıklarımız...

  • Kadına şiddet uygulayıp, ''Kur'an'ı Kerim'de yeri var'' diyen zihniyette,
  • Kız çocuklarını okutmayıp, karılarını çalıştırmayan gerekçe olarak ise inançlarını kendisine siper eden zihniyette,
  • Sahip olduğumuz genç dimağlar, okuyan-yazan-üreten beyinler; işsiz ve biçare dolaşırken ''daha çok İmam hatip açılsın'' diyerek sokaklara dökülen zihniyette,
  • Kişisel çıkarları doğrultusunda; sözüm ona din kardeşinin beden ve beyin gücünü kullanıp karşılığında hakkı olanı vermeyen ama cuma namazlarında en önde saf tutan zihniyette,
  • ''Allah katında her Müslüman eşittir'' diye feryat eden ancak, sadece parayı verene düdüğü çaldıran zihniyette,
  • ''İslam hoşgörü, saygı dinidir. İyilik Allah emridir'' diye gezerken; yolda, sokakta, okulda, evde, işte hatta Milletin Meclisinde(!) yumruk yumruğa kavga eden,; küfrü ve bilimum kötü sözleri diline pelesenk etmiş zihniyette,
  • Kuran okumak farzdır derken; inandığı dinin özünü anlamak için Kur'an'ı, Türkçe okuyana burun kıvıran zihniyette,
  • Bir taraftan kul hakkına dem vururken diğer taraftan; sayfa sayfa dağıtılan sınav soruları ile makam mevki sahibi olan zihniyette,
  • '' Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık'' felsefesine sahip bir dine inanıyorken, aman haaa o günah, aman haaa uzak dur, aman ha yanlış yaparsan dinden olursun maazallah diye diye insanların içlerine korku tohumları eken zihniyette; ''Radikal bir değişim'' istiyorum ben...
  Eğer ekonomide, siyasette, sosyal ve kültürel yaşantımızda, çalışma hayatımızda; sosyal bilimlerde, fen ve matematikte, hukukta daha da önemlisi İNSANLIK mertebesinde sürekli geriye gitmek değilse niyetimiz;

                                                   REFORM ŞART BİZE!





26 Kasım 2016 Cumartesi

''Kahvaltılık Stratejiler''

                𝓚AHVALTILIK 𝓢TRATEJİLER 


   Savaş, strateji ile kazanılır.
   Spor müsabakaları, strateji ile kazanılır.
   Statü, strateji ile kazanılır.
   Müşteri, strateji ile kazanılır.
   İtibar, hop işte burada bir duralım...

   Evet, doğru stratejiler geliştirerek itibarınızı destekleyecek, kuvvetlendirecek güzel işler yapabilirsiniz. Lakin;

  ''Biz iyi bir strateji belirleriz, uygularız,uygulatırız ve itibar sahibi oluruz'' diye düşünenlerdenseniz, üzgünüm yanılıyorsunuz. Neden mi? Çünkü, bir savaşın belirli tarafları vardır, birde belirli sebepleri ve amaçları. Sizin içerisinde bulunduğunuz taraf ve düşman/düşmanlar ... Maddi, manevi, hukuki, siyasi, kültürel sebep/sebepler... Bir futbol maçında da taraflar bellidir ve amaçta öyle. Statü kazanmak için çalışması, gayret göstermesi gereken kişi bellidir. Müşteriyi ve müşteri sadakatini kazanmak için kimin isteklerine yöneleceğinizi bilirsiniz fakat itibar öyle bir kavramdır ki, kazanmak için kimin isteklerine yöneleceğinizi bilemez, kimin başarısına ve ya hatasına daha fazla önem vermeniz gerektiğini kestiremezsiniz. Yani bir yol haritası çizmeniz çok zordur. Dört dörtlük çizilmiş bir yolda ilerlerken, yolunuzun sınırlarında bile bulunmayan bir kayanın yuvarlanıp yolunuzu kapatması, hiçte öyle imkansız bir durum değildir. Demek istediğim şu ki; itibar, oldukça fazla bileşene sahip bir kavramdır.  Etki alanının genişliği kadar, etkisi altında şekillendiği faktörlerin sayısı da çoktur. Bu yüzden; bireysel ve kurumsal itibar yönetimi alanlarında ve bu alanların doğal, tamamlayıcı ve ayrılmaz bileşenleri olan halkla ilişkiler, iletişim, etik, marka-patent, reklamcılık, medya, insan kaynakları, kariyer, kamuoyu araştırmaları, danışmanlık, strateji, uluslar arası ilişkiler, kurumsal sosyal sorumluluk, sponsorluk, internet, sosyal ağlar, kurumsal vatandaşlık, çevrenin korunması, risk yönetimi, yönetişim, girişimcilik ve liderlik konularının tamamı ile alakalı anlık değişimler, olağanüstü durumlar karşısında esnek olmak durumundasınız. O halde ilk olarak; sizin için doğru anahtar kelimenin strateji olmadığı konusunda anlaşalım. Sonra gelelim doğru kelimeye; KÜLTÜR.

   Yönetim gurusu PETER DRUCKER' ın o can alıcı cümlesi ne de güzel ifade ediyor her şeyi;

                                      ''Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer'' **

   Öyle ya, itibar üzerinde doğrudan ve dolaylı olarak etkisi bulunan bileşenlere yeniden bir göz atarsak, hepsinin kurum kültürünün ve toplumsal kültürün bir parçası olduğunu rahatlıkla görebiliriz ki kültür, kurmuş olduğunuz her stratejiyi tek hamle ile bozabilecek kadar güçlü bir kavramdır.

   Her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışan, detaylı bir şekilde planlanmış stratejilere milyon dolarlık yatırımlar yapan dev şirketleri bir düşünelim;

   Mükemmel kalitede bir ürün piyasa sürebilir, mükemmel bir lansman yapabilir hatta muazzam bir hedef kitleye ulaşabilirler ancak, çalışanlar arasında çok basit bir çıkar çatışması sonucu yaşanabilecek küçük hatta küçücük bir pürüzün kurum dışına yansıması; mükemmel bir ürün ya da hizmet ile kazanılan prestiji saniyeler içerisinde yerle bir edebilir. Ya da, dört dörtlük bir personel politikasına sahip bir şirket hayal edelim; mutlu personel, eksiksiz hizmet ve mutlu müşteri tablosunu elde etmeyi başarmış bu şirket, hammadde temin ettiği tedarikçi firma hakkında gazetede çıkan olumsuz bir manşet ile itibar kaybı yaşayabilir. Satış- pazarlama birimi çalışanlarınız, satış esnasında istem dışı, sizin ürününüze ait olmayan bir özelliği müşterinize vaat edebilir ve bu durum uzun vadede itibarınızı zedeleyebilir. Çalıştığınız iletişim şirketinin, sizin için görevlendirmiş olduğu call-center çalışanının o gün morali bozuk olabilir ve bu durum telefonun öbür ucundaki müşterinize tatsız bir şekilde yansıyabilir vs, vs. ...

   Dahasını tahmin edebilmek güç.

   İtibarınızı bir çırpıda zedeleyebilecek ihtimaller adeta derya deniz ve eğer müneccim olduğunuzu iddia etmiyorsanız; tüm bu tehditleri öngörüp, onlarla başa çıkabilecek bir strateji geliştirebilmeniz de mümkün değil! Ancak, birbirinden bağımsız ve güçlü stratejilerinizi ''Kurum Kültürü'' haline getirebilir ve başta kendiniz olmak üzere; çalışanlarınıza, tedarikçilerinize, müşterilerinize ve tüm komuoyuna sahip olduğunuz kültürü benimsetebilirseniz, işte o vakit itibarınızın da sizin de sırtınız yere gelmez! Çünkü bir stratejinin ya da stratejiler bütününün kültür haline gelmesi, bireylerde; bunlardan her ne olursa olsun taviz verilmeyeceği algısı oluşturur ki bu algıyı yıkmak gerçekten zordur.

    Şayet hala işletmenizin/şirketinizin/kurumunuzun, iç ve dış çevreniz tarafından kabul görmüş, benimsenmiş bir örgüt kültürü yoksa; itibarınızı kaybetmenize sebep olabilecek tehditlere karşı, bağışıklık sistemi zayıf bir insanın hastalıklar karşısında savunmasız olduğu kadar savunmasız durumdasınız. Benden söylemesi! Yine de siz, ''İtibar dediğin nedir ki? Biz hallederiz bir şekilde'' diyorsanız, o sizin bileceğiniz iş, şansınız bol olsun...









** ''Culture eats strategy for breakfast'' Peter Drucker.